Menü

Baba Bana Denizi Anlat

Baba Bana Denizi Anlat

Belediyemiz mail adresine Tirebolumuz ile ilgili yazdığı öyküyü gönderen Mehmet Gürel Ortaokulu öğrencilerinden Şeyma Dindar’a teşekkür ediyoruz.

BABA, BANA DENİZİ ANLAT

Sizi bu yaz “kedilerinin pençelerinin balık koktuğu bir kente” götüreceğim desem, ne dersiniz acaba? Ya da rüzgârın sadece fırıldaklarla oynamadığı, bir balıkçıyı sahilden ayırdığı bir şehre? Evliya Çelebi’nin Tirebolu için “kahvemi koyacak bir düz yer bulamadım (!)” dediği yere.

İnsanların düz yer özleminden dolayı, terasların denize birer basamak gibi uzandığı bu şehirde bir yer var, biliyorum. Siz de bilmek ve görmek istersiniz diye düşündüğümden yazıma bir Eduardo Galeano öyküsüyle başlamak istiyorum:

Dağın eteğinde dizleri titredi. İlginç bir tıkırtı. Hiç deniz görmemiş bir çocuk:- Baba deniz ne demek?

Adam şaşırdı. Başladı dili döndüğünce denizi anlatmaya. Ertesi gün çocuk yine aynı şeyi istemiş babasından. Yıllar geçmiş çocuk büyümüş koca adam olmuş. Bir gün adam, yıllarca kendisine denizi anlatan babasının yanına gelmiş ve ilk kez yanına oturmuş, elini uzatmış:

  • Hadi kalk baba, bugün denizi anlatmayacaksın bana. Çünkü denizi görmeye gidiyoruz.

Saatler süren uzun bir yolculuktan sonra denizin kıyısına gelmiş baba ve oğul… dalgalar paçalarını ıslatırken her ikisi de öylece susup denize bakıyorlarmış. Oğul sessizliği bozmuş:

…(öykünün devamı sonda)

 

Pencereler, perdelerini yavaşça koynuna örttü Kumyalı’da güneş ışıktan sofrasını çekerken.

Hayal edebiliyor musunuz? Sizi daha da aydınlatayım:

Bina aralarından akan rüzgârın uğultusu bir süre kulaklarınızı çınlatır. Sonrasında ise huzurlu bir mırıldanmaya dönüşür. Çatal’da dükkân camlarının üstüne öylesine örtünüvermiş gazetelerin kenarında, o kapkara 14 puntoyla yazılmış  “sahibinden kiralık” yazısını rahatlıkla okuyabilirsiniz. Öyle ki, gün ve ay yazılarının mürekkebi dağılmış, cama yapışmış yaşlı bir kadının gözyaşlarından… Evvelden cıvıl cıvıl olan bu semt artık sahibinden satılık.

Toprak, henüz asfaltla değişmeden önce burada ve etrafta tatlı bir esinti bırakan bostan kokusu, burnunuza bayram ettirir. Biraz daha durun sokak kuytusunda, anın geniş zaman çekimli adım seslerini duyarsınız. Yahut zaman koşarken çıkan o tok sesleri: Tik, tak, tik, tak… Saatler ne kadar da hızlı geçiveriyor değil mi Selimağa’da?

Duyularınızı öte caddeden Körliman’dan gelen kemençe sesine çevirin. Sokağın çırılçıplak duvarları, bu sesle yankılanıp, dalgalanır.

Az ileride-Cintaşı’nda kaderin en uzun cümlesini göreceksiniz. Öyle ki bu tümce, mühürlendiğiniz insanoğluna yavaş yavaş itekler sizi. Merdiven köşesinde, şehrin turnikelerinden sıkılıp karanfil yapraklarının kokusuna sığınan kadınlardır bu uzun kader cümlesinin başkahramanları. Onlar ki Topal Osman’ın yadigârlarıdır. Limanlar gemileri nasıl beklerse öyle beklerler erkeklerini.

İşte ben bu kızıl yolculuğa Ayana’dan, bu esmer alınlarda bakır ayaklı çıplak çocuklar barındıran sokaktan başladım. Bu, hikâye bitirdiğim yokuşta okudum Ahmet Haşim’in Merdivenler’ini. Belki de buradan geçmişti Topal Osman. Ve belki de buradan başlamıştı bu milletin Kurtuluş Savaşı. Kim bilir?

Azıcık daha bakın bu küflenmiş, lakin umutlarını hala duvarlarında ve insanlarında tutan Yeniköy’e. Gökyüzü, sararıp solmaya artık kopkoyu bulutlarını dağların başlarına serpiştirmeye başlar orda. Bostan yaprakları turunculaşıp, derin bir sükûna gömülür. Kızıllaşan yapraklar, ağır esintilerle merdiven diplerinde sürünür İregür’den Petroma’ya.

Kirpiklerinizi ıslatan, bulutların arasından sıyrılıvermiş, pamukça ve bembeyaz toplar, bakışlarınızı flulaştırır Hamam Mahallesinde.

Eskiden dertlerin sökülmüş kumaşını onaran kadınlar neredeler şimdi? Sorarım size.

Yaşlı gözlerle yabancıların damarlarda gezinen, özgürlükle sıvanmış kanın kalpte seğirmesini izliyorlar belki da Kiliseburnu’nda.

.

Bir de baharlar bilirim çocukluğumun bakiyesi bu mahallelere dair. Yaprakları hüzün, insanları hamsi kokar. Kürek eli değmemiş ak çarşaf gibi Karadeniz, bütün şehrin huzuru olmuştur artık.

İşte tam da bunu söylüyorum. Benim şehrim yazılmaz, yaşanır.

  • Baba, deniz nerede?… Anlat da göreyim.

ŞEYMA DİNDAR

MEHMET GÜREL ORTAOKULU

Facebook

Twitter

Google Plus